13 Ağustos 2015 Perşembe

Bazıları Kalbini Dinler | Kitap Yorumu


Kitabın Adı: Bazıları Kalbini Dinler 
Yazar: Victoria Van Tiem
Sayfa Sayısı: 377
Yayınevi: Parodi Kitap
Tür: Romantik


Bir ses böler tüm düşüncelerini.
Bir ses. Ne cılız ne de susacak gibi.
Umutsuzluğun sessizliğine eşlik ederken o hep konuşur!
“Vazgeçme!”
Olmaz, dersin.
“Olur!”
İstemiyorum, dersin.
“İstiyorsun!”
Sus, dersin. Sadece sus.

Tüm örselenmişliğine inat son çırpınışıdır yüreğinin sana söylediği. 
Bin defa söyler: Beni dinle.
Milyon defa: Asla aşktan vazgeçme. 
Son kez atacağını bile bile: Onu seviyorsun.


5 günlük bir okuma sürecinin ardından nihayet kitabı bitirdim ve yorumunu yazıyorum. Okuduğum her kitabın yorumunu bloğuma girmiyorum ama bu kitabı bitirdikten sonra uzun yorumunu buraya yazma ihtiyacı hissettim. Öncelikle, kapak çok şeker. Canım okumak istemediğinde bile kapak beni kendine çekip kitabı okutuyordu. Parodi bu konuda gerçekten çok iyi! Kitabın konusu sıradan sayılabilir. Üniversitede ayrıldığı sevgilisiyle, genç bir kadın olduğunda ve nişanlandığında tekrar karşılaşıyor. Daha sonra nişanlısını yeterince sevmediğini ve hala eski sevgilisini sevdiğini düşünüyor. Bir nevi aşk üçgeni diyebiliriz. Bu kitaptan daha farklı bir konu beklemiyordum açıkçası, beklediğim gibi bir konu çıktı. Yine de kitap kötü değildi. Yazarın anlatımı çok düzdü ve tasvire (betimleme) neredeyse hiç rastlamadım. Dümdüz yazıp geçmiş, bunu da ilk romanı olmasına veriyorum. Basit bir anlatımı olduğu için su gibi akıyor kitap ama ben birkaç gün okuyamadığım için 5 günde ancak bitirebildim. Kitapta dikkatimi çeken ve kimi zaman kabak tadı vermeye başlayan bir olaydan bahsetmek istiyorum; filmler. Kitabı okuduysanız veya şu an okuyorsanız ne demek istediğimi muhtemelen anladınız. Kensington ve Shane’nin üniversitede izledikleri romantik komedi filmleri, kitabın hemen her sayfasını esir almış. Yok işte ‘Vivian burada şöyle yapmış’, ‘Ah, bu falan filmden Robert’ın repliği!’ vs. O kadar çok filmden bahsediliyor ki olaya yabancı kalmış gibi hissettim. Kabak tadı vermeden biraz dozunda bahsedebilirdi yazar filmlerden, diye düşünüyorum. Beni en çok rahatsız eden buydu sanırım. Ayrıca Shane Bennett, yani Kensington’ın eski sevgilisi çok tatlı bir karakterdi, aşık etti resmen. Eğer olur da ikinci kitap çıkar ve ben de alırsam, büyük ihtimalle Shane için alırım. Zaten bu tarz bir kitaba da Shane gibi romantik bir karakter yakışırdı. Bradley, Tonya ve Clive’ı hiç mi hiç sevmedim, oraya hiç girmeyelim. Bazı zamanlar Kensington’ın yaptığı aptalca hareketler oldu, ona da bazen sinir oldum. Fakat bir düşününce, Kensington iki erkek arasında kalıyor ve bazen saçmalaması gayet normal. O yüzden bunun üzerinde de çok durmadım. Sonu beklediğim gibiydi. Ya mutlu son olacaktı, ki öyle oldu ve tam tahmin ettiğim gibi çıktı, ya da kötü son olacaktı. Kötü sonla ilgili bir teori de oluşturmuştum ama o tutmadı, diğer teorim tuttu. Aslında kötü bitmesini isterdim. Neden diye soracak olursanız, kötü sonlar beni kitaba daha çok çekiyor ve daha çok beğenmemi sağlıyor ve bu kitaba kötü son yakışırdı. Sonuç olarak, romantik seviyorsanız bu kitabı da seversiniz belki. Özellikle önerdiklerim arasında değil ama almak istiyorsanız da almayın demem. 

3/5 ⭐️




3 Ağustos 2015 Pazartesi

Film Yorumları #1

Uzun bir blog yazısıyla karşınızdayım! Yazarken çok zevk aldım, umarım siz de seversiniz ve işinize yarar. Son zamanlarda izlediğim filmleri elimden geldiğince yorumlamaya çalıştım. Keyfili okumalar!


The Duff 
IMDb Puanı: 6.6/10

İlk filmimiz The Duff, türkçe adıyla Sap. Kitabı okumadım ve okumayı da düşünmüyorum. Bu yüzden yalnızca filmi yorumlayacağım. Baş rolünde Mae Whitman’ın oynadığı bu film çok eğlenceliydi. Baş karakterimiz Bianca’ya sap olduğu söylenmesiyle olaylar başlıyor. Kendini dışlanmış hissediyor ve arkadaşlarıyla arasını bozuyor. Hoşlandığı çocuğun ilgisini çekebilmek için kapı komşusu Wesley ile kıyafet alış verişine çıkıyor. Bu alış verişte yaptığı saçma hareketlerin videosu yayılıyor. Sap olmakla beraber, okulun en gülünç insanı olduğunu düşünüyor. Tüm bunlarda yanında her zaman Wesley oluyor. Filmin konusu ve olaylar böyleydi. Baştan aşağı eğlenceli bir filmdi. Kitabı okumadıysanız, ki ben de okumadım, pek önermiyorlar. O yüzden okumayacağım fakat filmini mutlaka izleyin. Çoğu yerinde kendinizi görebileceğiniz, zevkli bir film. 

Puanım; 4/5 


Unknown/Kimliksiz
Beyazperde puanı; 3.9/5

Başrolünde Liam Neeson’ın oynadığı bu film, izlenmeye değer. Şöyle ki, baş karakter bir kaza geçiriyor ve yaşadığı her şeyi unutuyor. Hatırladığı tek şey adının Dr. Martin Harris olması ve karısı. Lâkin karısını bulduğunda başka bir adamla evli olduğunu ve asıl Dr. Martin Harris’in o adam olduğunu öğreniyor. Yaşadıklarının onu şok etmesiyle beraber kimseyi Dr. Martin Harris’in kendisi olduğuna inandıramıyor, karısı bile onu tanımadığını söylüyor. Konusu kısaca böyleydi. İzleyecek film arıyorsanız, önerilerimden biridir. Sonunu merak ederek izleyeceğiniz bir film olduğunu düşünüyorum. 

Puanım; 4.5/5 



Divergent/Uyumsuz
Filmizle puanı; 9.5/10 

Baş rol oyuncuları Shailene Woodley ve Theo James olan bilim kurgu ve aksiyon türünde bir film. Kitabını okumadım, kısa zamanda okumayı düşünüyorum, bu yüzden yalnızca filmi hakkında yorum yapacağım. Film gerçekten çok güzeldi. Tris’i çok sevdim ki baş kız karakteri sevince film daha da güzelleşiyor bana göre. Gelin görün ki bu filmi izleyip Four’a aşık olan kızlar gibi olmadım, olamadım. Four’u da çok aşırı sevemedim zaten. Yine de film hakkında olumlu görüşlerime bir etkisi olmadı. Filmin konusu ise şöyle; uzak bir gelecekte insanlar beş farklı erdemi temsil eden gruplara ayrılıyorlar. Herkes 16 yaşına geldiğinde kendi grubunu seçiyor. Tris ise uyumsuz ve herhangi bir gruba ait olması mümkün değil. Ve uyumsuzlar hayatta kalamıyor, öldürülüyorlar. Tris de kendi ve kendisi gibi uyumsuzların neden tehlikeli olduğunu bulabilmek için Four adında bir yabancıya güveniyor. Kurgusu oldukça orjinal ve ilgi çekici. Bu filmi kesinlikle izlemenizi öneririm. 

Puanım; 5/5



96 Hours/96 Saat
Beyazperde puanı; 4.3/5

Yine çok güzel bir Liam Neeson filmi. Bu filmi izlerken bazı kısımlarda tüylerim ürpermedi değil açıkçası. Bazen kızın yerine kendimi koyduğumda ve başıma bunun geldiğini düşündüğümde gerçekten korktum. Ama film çok güzeldi, 4-5 kez izlemişimdir. Hâlâ da ara sıra açıp izlerim. Konusu şöyle; Bryan, karısından ayrılmış eski bir ajan. Bir gün kızı Kim, Avrupada’ki konser turlarına katılmak için babasına müze gezisi yalanını uydurarak zorla izin alır. Babası içine sinmese de kızın annesi yani Bryan’ın eski eşi de çok ısrar edince kızını kırmamak için izin verir. Ama Avrupa turundan daha sonra haberi olur. İlk başta Kim ve arkadaşı Amanda Paris’te Amanda’nın kuzeninin evinde kalırlar. Bu eve gelirken de tanıştıkları çocukla beraber taksiye binerler ve çocuk da bu şekilde evi öğrenmiş olur. Daha sonra kızları Arnavut kökenli bir çete kaçırır ve 96 saat içinde ülkelerine gönderip pazarlar. Bryan da kızını kurtarmak için eski eşinin yeni eşinin yardımıyla Paris’e gidip kızını bulmaya çalışır. Konusu böyleydi, kesinlikle izlemenizi öneririm. 

Puanım; 5/5


Bugün Aslında Dündü
Beyazperde puanı; 4.4/5 

1993 yılında yapılmış bir komedi filmi. İzlerken eğlendim. Babam bu filmi sürekli açtığı için biz de oturup izliyoruz ve dün tekrar izledik. 5’ten fazla izlemişimdir. Gerçekten komik ve eğlenceli bir film. Bir televizyon kanalında hava durumu programı sunan Phil Connors, Punxsutawney kasabasındaki geleneksel Dağ Sıçanı Festivali’ne gönderilmiştir. Phil her sabah kalktığında ilginç bir şekilde dünün aynısını yani Dağ Sıçanı Günü’nü yaşamaktadır. Aynı olaylar tekrar tekrar yaşandığı için film sıkabilir ki bende öyle oluyor ama yine de izlerken eğleneceğiniz bir film. İzlemediyseniz eğer, izleyebilirsiniz.

Puanım; 3.5/5 





My Sister’s Keeper/Kızkardeşimin Hikayesi
Beyazperde puanı; 4.3/5

Birkaç ay önce izlediğim, duygu yüklü bir filmdi. Kesinlikle çok güzeldi. Kate Firzgerald adında lösemi hastası bir genç kızı anlatıyor. Söyleyecek pek bir şey yok aslında. Filmin sonunda gözlerimin dolduğunu söyledikten sonra tabii. Eğer duygusal bir insansanız ağlayacağınıza garanti veririm. İzlemeyenlere önereceğim filmlerden. 

Puanım; 5/5





The Notebook/Not Defteri
IMDb Puanı; 7.9/10

Herkesin bana ‘kesin ağlarsın’ diyerek önerdiği ve ağlamadığım bir film. Duygusal bir film miydi? Evet. Ama ben ağlayacak bir şey görmedim açıkçası. Film biterken farkına bile varmadım, haykırarak ağlatacak bir son bekliyordum. Ağlamamış olmam, filmin kötü olduğunu göstermiyor. Bence çok güzel bir filmdi. 1940’larda birbirine aşık olan iki genci anlatıyor. Film 2004 yapımı. Ben sevmiştim, siz de seversiniz diye düşünüyorum. 

Puanım; 4.5/5



Veda
IMDb puanı; 7.1/10 

Bu filme söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum... o kadar güzeldi ki. En az 5 kere izlemişimdir, her izlediğimde de gözlerim dolmuştur. Film, afişinden de anlayacağınız gibi Atatürk’ü anlatıyor. O kadar dokunaklı, o kadar etkileyici ki herkese tavsiye ediyorum. Şüphesiz favori filmlerimdendir. Keşke bütün filmler bu denli kaliteli olsa...

Puanım; 5/5


Her Çocuk Özeldir
IMDb puanı; 8.5/10

Bu film baştan sona çok güzel ve ders vericiydi. Aamir Khan filmlerinden izlediklerimin hepsini çok beğendim ama bu filmi yazmak istedim. Çocuğunun tembel ve işe yaramaz olduğunu düşünen babası, çocuğu bir yatılı okula gönderiyor. Aamir Khan da oraya resim öğretmeni olarak geliyor. Bu şekilde tanışıyorlar ve çocuğun yeteneği keşfediliyor. İzlemenizi öneririm. 

Puanım; 5/5

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Karanlık Zihinler | Kitap Yorumu



Kitabın Adı: Karanlık Zihinler
Yazar: Alexandra Bracken
Sayfa Sayısı: 572
Yayınevi: Parodi Kitap
Tür: Distopya


Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir, anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken, Thurmond’daki rehabilitasyon kampına gönderildim.
Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile...
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda olanlar ve kaçanlar...

• 

İlk blog yazım ve kitap yorumumu da buraya bırakıyorum. Karanlık Zihinler, hem yorumlarıyla hem de kapağıyla kendini çok merak ettiren bir kitap. Ben kapağı görünce bayılmıştım, yorumları da güzel olduğu için hazır indirimdeyken kapmıştım kitabı. Ve doğal olarak büyük bir beklentim vardı kitaptan. Beklentilerimi karşıladı mı? Kısmen. Şöyle ki, kitabın ilk 250-300 sayfası sıkıcıydı. Anlatımı sürükleyici olan bir yazarın kaleminden nasıl sıkılınırsa, ben de öyle sıkılmıştım kitaptan. Ruby’nin Thurmond’dan ayrıldıktan sonra Liam, Zu ve Chubs ile yaptığı araba yolculuğu onlar belirli bir yere varana kadar benim içim baymıştı. Hiçbir karaktere ısınamamıştım. Kitaba 3’ten fazla puan verebileceğimi düşünmüyordum. Ama gelin görün ki, Clancy’ye ısındım. Ve sonra Ruby’ye, Liam’a, Chubs’a ve Zu’ya. Kitabın son 250 sayfası benim için çok daha eğlenceliydi. En azından olaylar artık monotonluktan kurtulmuştu ve Ruby yeteneğinin üzerinde çalışmaya başlamıştı. Fakat hikayeye Clancy girmeden önce kurgunun üzerinde hiç durulmuyordu, yalnızca Ruby, Liam, Chubs ve Zu’nun atışmaları, gülüşmeleri vs. vardı. Ve bu benim açımdan can sıkıcıydı. Kurgunun üzerinde durulmaya başlanması çok iyi oldu. Sanırım canımı sıkan bölümler Kaçak Çocuk’u aradıkları kısımlardı. Sonuna gelirsek... beni benden aldı diyemem. Tahmin ettiğim bir son değildi açıkçası ama hiç beklemediğim bir şey de değildi. Belki de bundan dolayı çok şaşırmadım. Ama Ruby’nin yaptığı o an yapılabilecek en mantıklı hareketti, duygularını hiçe sayarsa tabii. Ki saydı da, yaptığı cesur bir hareketti. Bir sonraki kitabı alır mıyım? Belki. Umarım ikinci kitapta, birinci kitaptaki hatalar tekrarlanmamıştır.

3/5⭐️